Bir süredir ulaşım sektörünü inceliyorum. Arzın artmasıyla birlikte her alanda ve alanlar arasında rekabetin hızla arttığı, fiyatların hızla düştüğü bir sektör. Otobüs firmaları, uzun süredir kendi içlerinde rekabette; havayolu şirketleri fiyatları düşürerek, özellikle uzun mesafelerde otobüs
firmalarını resmen bitirmeye uğraşıyor; bir yandan da TCDD, ne kadar bilinçli bir şekilde planlandığı tartışılır ama var olan trenleriyle otobüs firmalarıyla rekabetteyken, bir yandan da Yüksek Hızlı Tren projesiyle, havayolu firmalarıyla rekabete hazırlanıyor.
Sektör, verilen hizmet konusunda son 10 yılda büyük gelişme kaydetti. Verilen hizmetin kalitesi, birçok Avrupa ülkesinde verilen hizmetin kalitesini geçti diyebiliriz. Bu sebepten ötürü de, üründe farklılık yaratabilecek gelişim ivmesinin hızı azalmaya başladı.
İşin fiyat tarafında da durum aynı. Fiyat konusunda oldukça bağımlı bir sektör olmasından dolayı, yaratılabilecek farklılık bir yere kadar olabiliyor.
Geride elimizde dağıtım ve promosyon kalıyor.
Gelişebilir ama nispeten daha küçük olan dağıtımdan başlamak istiyorum. Bence artık, online bilet satışı olmayan bir taşıma firmasının olmaması gerek. Ancak özellikle yüksek sosyoekonomik seviyedeki yolculara hitap eden firmaların, sadece online bilet sistemi ile yetinmemeleri gerekiyor.
Ben Eskişehir’de öğrenciliğimi yaptım ve ailem de Ankara’da oturuyor. Yani ayda en az bir kere, dört yıl boyunca Ankara – Eskişehir arasındaki yolu gidip geldim. Bu yolu yılda en az 30 kez gitmişimdir. Kullandığım iki firma vardı: Nilüfer ve Kamil Koç. İki firmadan da, biletlerimi online ortamda satın alabiliyordum. Ancak bu kadar sık yolculuk yapmama rağmen, iki firma da beni sadece bir koltuk numarası olarak görmekten öteye gidemiyordu. Daha sonra Kamil Koç “Yolkart” uygulamasına geçti. Hedef kitlesi olmama rağmen, bu kart bana ulaşmadı, bana herhangi bir mesaj vermedi, içimde bu kartı alma konusunda herhangi bir istek oluşmadı, hatta bu kartın ne işe yaradığını şu anda bile bilmiyorum. Bilmek zorunda da değilim. Ben bir tüketiciyim, öyleyse kral benim.
Oysa bu alanda ne kadar büyük CRM fırsatları var.
Öncelikle, herhangi bir araştırmadan ziyade tecrübeme ve tecrübemle oluşmuş sezgilerime dayanarak söylüyorum; kategorideki marka bağımlılığı oldukça düşük. “Güvenlik” kriterini karşılayan her firma, tüketicinin satın alma değerlendirmesi içine girebilir. Bir markadan bir markaya geçme davranışı, kolaylıkla gösterilebilir. Kategoride müşterisiyle birerebir iletişim kuran bir markanın olmaması da ayrı bir avantaj. İyi bir strateji ve iyi bir uygulama, rekabete büyük üstünlük sağlayabilir.
Şimdilik bu kadar. Aynı konuya devam edeceğim….
1999 yılının sıkıcı ve sıcak bir yaz gecesi, bilgisayarımın başında boş boş otururken, ICQ’nun “aaaaoooo” demesiyle irkildim. Çocukluk arkadaşım Esin İleri, bir siteden bahsediyordu, ek$i sozluk diye. Bir de baktım ki, zaten takip etmekte olduğum “