1999 yılının sıkıcı ve sıcak bir yaz gecesi, bilgisayarımın başında boş boş otururken, ICQ’nun “aaaaoooo” demesiyle irkildim. Çocukluk arkadaşım Esin İleri, bir siteden bahsediyordu, ek$i sozluk diye. Bir de baktım ki, zaten takip etmekte olduğum “asparagaz” tayfasının yaptığı bir işmiş. “ssg” denen elemana da bir mail attım, benim adım şu, nickim şöyle olsun da ben de yazayım diye. O gün bugündür, kazara fenomen olmuş bu projenin yükselişini içeriden izliyorum.

Daha önce, farklı içeriklerle ek$i sozluk hakkında yazılarım, orda burda yayınlandı. Yakında “fahri sozluk incelemecisi” mertebesine erişmem mümkündür. Bunları neden anlatıyorum? Sadece bu entry’de biraz sonra yazacaklarımın yolunu yapmak, kredibilitemi nezninizde yükseltmek için!

Reklamcılık dünyası, ek$i sozluk’ü bir mecra olarak kullanmayı pek bir sevdi. Belirli bir yaş ve kültür aralığında, milyonlarca insanı tek bir yerde yakalamak, üstelik de okumaya odaklandığı bir anda yakalamak, güzel birşey tabii ki. Ama iş, bu kadar güllük gülistanlık değil ne yazık ki.  ek$i adamı bazı durumlarda vezir ediyor. Ama genellikle rezil etiğini söyleyebiliriz.

Medya planlamasında yapılacak en büyük hata, mecrayı exposure üzerinden ölçmek. Bir mecranın başarısı, ne kadar kişinin o mecraya maruz kaldığı üzerinden değil de, involvement yani ilgilinlik üzerinden ölçülmeli. Bir mecrayı tüketen kullanıcılar, mecrayı tüketirken ne kadar ilginlik gösteriyorlar. Tabii sorulması gereken ikinci soru ise, “Nasıl ilginlik gösteriyorlar?”. Bu sorunun cevabı ise, mecrayı tanımaktan geçiyor.

Bazı ülkelerde, büyük motosikletleri kullanmak için, belirli bir süre, motosiklet kullanıyor olmak gerekir. “Asıl” makinanın üstüne binmeden, “küçük” makinalara binersiniz ki, “asıl” makine üzerinde kaza yapmayasınız. ek$i sozluk’e reklam verme işinin de böyle olması lazım bence. ek$i sozluk’e reklam verebilme konusunda ehil olmak içinü, en azından 6 ay boyunca sozluk’te deneme sürüşleri yapmak gerek. Samatya’nın kim olduğunu, iki sözcükle milleti nasıl “eğlendirdiğini” bilmek, bir ek$i sozluk zirvesine katılmak gerek.  

Bu iş bu kadar zahmetli mi? Evet zahmetli ne yazık ki. Keşke hepimiz 1986 yılında olsak da, tek derdimiz Michael Jackson gibi moonwalk yapıp, TRT’de yayınlanacak güzel bir reklam filmi çekmek olsa. Ama bugün, böyle bir medya atmosferi ve ambiansı içinde, hedef kitle üzerinde yer yer adam eksilterek, yer yer bloklar arasında hareketler yaparak etki sağlamak zorundayız. Baktığınız zaman, on dı tabele, rakipler çok, hem de daha dişli.

İki kere düşünmek gerekiyor, ayda 6 milton unique visitor alıyor diye ek$i sozluk’e paraları basmadan önce. Markam, soluk’un değerlerine uyan bir marka mı? sozluk kullanıcılarının yücelttiği değerlere ne kadar sahip? Yeteri kadar “cool” duruyor mu? Tüm bu sorulara cevabım “evet”, bu aşamada ise “sozluk için düşündüğüm yaratıcı materyel, sozluk ortamına ne kadar uygun?”, “Yaratıcı materyalim içinde, sozluk kullanıcılarını harekete geçirecek bir zeka pırıltısı, akıllı bir iletişim var mı?” sorularını sormak gerekiyor.

Aslında ek$i sozluk bahane oldu bu yazıyı yazmak için. Belirli değerleri olan, kendi topluluklarını yaratmış tüm sosyal mecralar için bu durum geçerli. Bu arada sozluk’teki başarı örnekleri için bir yerden bulabiliyorsanız dobez.com ve rocco lolipop örneklerini bulabilirseniz, bir göz atın derim.